Taksi ve Dolmuş Şoförlerinin İşçilik Alacakları

Taksi, dolmuş, minibüs şoförlerinin araç sahibi olmaması halinde, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu ile düzenlenen iş sözleşmesi mi, Türk Borçlar Kanunu ile düzenlenen hizmet sözleşmesi mi yoksa hasılat kirası sözleşmesi mi olduğu tartışmalıdır. Olaya göre değerlendirme yapılarak sonucu gidilmelidir. Yazıda hangi hallere bakılması gerektiği, hangi durumda hangi sözleşmenin kabul edileceği hususları açıklanmaya çalışılmıştır.

Taksi ve Dolmuş Şoförlerinin İşçilik Alacakları

4857 sayılı İş Kanunu, bu Kanun kapsamındaki işçilere kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti gibi birçok hak sağlamaktadır. Kanunun sağladığı bu haklardan faydalanabilmek için en temel kural, dördüncü maddede sıralanan işçilerden olmamaktır. Örneğin deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar, İş Kanunu’nda düzenlenen bu haklardan faydalanamazlar. Hangi haklardan faydalanabilecekleri ayrı kanunda yazabilir. Kamyon, taksi ve dolmuş şoförlerinin İş Kanunu ile sağlanan haklardan faydalanıp faydalanamayacakları konusu, olay bazlı olarak değerlendirilmeye muhtaçtır. Zira bazı hallerde bu işçiler İş Kanunu kapsamında değerlendirilen işçi olurken, bazı hallerde Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilirler. Hatta bazı durumlarda bu çalışma iş sözleşmesi dışındaki, örneğin kira sözleşmesi, bir sözleşme olarak adlandırılır. Dolayısıyla taksici ya da dolmuşçu bir işçi alacağı davası açmadan önce olayın özelliklerini değerlendirmeli ve eğer talep imkanı varsa, buna uygun davayı görevli mahkemede açmalıdır. Aksi halde davası reddedilir ve karşı yan avukat vekalet ücreti dahil yargılama gideri ödemek zorunda kalır.

Taksi ve dolmuş şoförlerinin davacı olduğu ve kıdem tazminatı başta olmak üzere işçilik alacakları talep ettiği davalarda davalı olan taksi ya da dolmuş sahipleri genellikle davacının iş sözleşmesi ile çalışmadığını, İş Kanunu kapsamında bir alacak talebi bulunmadığını, aralarındaki ilişkinin hasılat kira sözleşmesinden kaynaklandığını ileri sürmekteler. Bu uyuşmazlığın çözümü için dikkat edilmesi gerekenleri şu şekilde sıralamak mümkündür.

İş Görmede Bağımlılık

İş sözleşmesini tanımlayan İş Kanunu madde 8’e göre bir sözleşmenin iş sözleşmesi olarak tanımlanabilmesi için işçinin işverene bağımlı olarak işi göreceğinin ve işverenin de bu işe karşılık olarak işçiye ücret ödeyeceğinin kararlaştırılması gereklidir. Dolayısıyla işçinin İş Kanunu ile sağlanan haklardan faydalanabilmesi için işi, işverene bağımlı olarak yapmalıdır. Buradaki bağımlılık, işverenin talimatlarına ve denetimine uygun çalışmayı ifade eder. Örneğin işin hangi saatlerde veya nerede yapılacağı gibi hususların işverenin talimatına göre belirlenmesi halinde bağımlılıktan söz edilebilir. Aksi halde bağımlılık unsuru bulunmadığı için sözleşme iş sözleşmesi olarak değerlendirilmez.

Taksi ya da minibüs şoförü özelinde değerlendirilecek olursa, taksi ya da minibüs sahibinin işin yapılması sırasında gözetim ve denetimi varsa, bağımlılık unsuru var kabul edilir. Ancak taksi ya da dolmuş sahibi işin yapılmasına veya bu araçların kullanılıp kullanılmadığına karışmıyor, şoföre iş ile ilgili talimat vermiyorsa ya da şoförün çalışma saatlerini belirlemiyorsa İş Kanunu’ndaki bağımlılık unsurunun bulunmadığı kabul edilecektir. Ancak belirtmek gereklidir ki, her olay kendi özelinde değerlendirilme ve buna göre sonuca gidilmelidir.

Ücret

İş Kanunu madde 8 iş sözleşmesini tanımlarken işverenin işçiye ücret ödemesini unsur olarak belirtmektedir. Eğer sözleşmenin bir tarafı diğer tarafa, işin yapılması karşılığında ücret ödemiyorsa, taraflar arasındaki sözleşme iş sözleşmesi olarak nitelenemez. Ücret miktarının belirlenmiş olması şart olmayıp, bir ücret ödenmesinin gerekli ve olağan görülmesi yeterlidir. Taksici veya dolmuşçu, araçla iş görmekte ancak karşılığında kendisine araç sahibi tarafından bir ücret ödeneceği kararlaştırılmamışsa, bu sözleşme de iş sözleşmesi olarak değerlendirilmez ve İş Kanunu ile belirlenen alacak kalemleri talep edilemez.

Ekonomik Risk

İş sözleşmesinden söz edebilmek için işin yapılmasından kaynaklanan ekonomik riskin işverene ait olması gereklidir. Zira işçi, işin gerçekleştirilmesinden sorumludur. İşçiden, oluşabilecek kar veya zarardan sorumlu olması beklenemez. Her halükarda işçi, işin yapılması ile ücrete hak kazanır. Diğer unsurlar gibi ekonomik risk de tek başına bir sözleşmenin iş sözleşmesi olup olmadığını belirlemez. Ancak değerlendirmenin önemli bir kriteridir. Taksi veya dolmuş şoförleri eğer araç sahibine gün, hafta ya da ay gibi dönemlerle belirli bir ödeme yapıp, kazançtan geriye kalan kısmı kendileri alıyorlarsa, araç sahibinin ekonomik riski yoktur. Araç çalıştırılsa da çalıştırılmasa da araç sahibi anlaşmaya uygun bedeli istemektedir. Riski üstlenen ise şofördür. Örneğin tamirde olduğu için araç çalıştırılamamışsa şoför, o günün riski üstlenmektedir. Kendisi hiçbir kazanca sahip olmadığı gibi bir de araç sahibine günlük bedeli ödemektedir.

Aracın tamir, bakım, temizlik, trafik cezası veya sigorta primi gibi ödemelerin kimin tarafından yapıldığı ekonomik riskin hangi taraf üzerinde olduğunu belirlemede değerlendirilebilir. Eğer bu ödemeler taksi ya da dolmuş şoförü tarafından gerçekleştiriliyorsa, araç sahibi ekonomik riski üstlenmemiştir. Ancak araç sahibi bu ödemeleri bizzat yapıyorsa, ekonomik riski üstlendiği değerlendirilebilir.

Araç Sahibinin Esnaf Olup Olmaması

İş Kanunu madde 4, istisnaları düzenlemiştir. Maddenin ilk fıkrası I bendine göre “507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde” İş Kanunu uygulanmaz. 507 sayılı Kanun mülga olup, atıf yapılan kanun artık 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’dur(madde 76 ile 507 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 5362 sayılı Kanun’a yapılmış sayılacağı belirlenmiştir). 5362 sayılı Kanun’un Tanımlar başlıklı 3’üncü maddesinde esnaf ve sanatkar tanımı yapılmıştır. Eğer bu tanıma uygun bir işyerinde, esnaf dahil en fazla 3 kişi çalışıyorsa, bu işyeri için İş Kanunu hükümleri uygulanmaz. Araç sahibinin esnaf olup olmadığını belirlerken özellikle bedeni çalışmasının bulunup bulunmadığına ve kazancının tacir veya sanayici niteliğini kazandıracak miktarda olup olmadığına bakılmalıdır. Eğer araç sahibi, araçta çalışmıyor ya da belirlenen sınırdan daha yüksek gelire sahipse esnaf değildir. Bu halde sözleşme, İş Kanunu kapsamına dahil olabilir.

Sigorta Primlerinin Araç Sahibi Tarafından Ödenmesi

Taksi ya da dolmuş şoförlerinin SGK primleri genelde iki yolla ödenmektedir. Ya şoför kendi primini ödemektedir ya da araç sahibi primleri ödemektedir. İlk bakışta primlerin araç sahibi tarafından ödenmesinin ilişkiyi iş sözleşmesi haline getireceği ya da buna karine olacağı düşünülse de Yargıtay benzer görüşte değildir. Yargıtay kararlarına göre primlerin kimin tarafından ödendiği, sözleşmenin türünün belirlenmesinde kullanılabilir ancak tek başına sonuca ulaştırmaz. Zira bu, temelde sigorta hukukunun konusudur.

İş Kanunu Kapsamında Olmayan Sözleşmeler

İş sözleşmesinin bulunmadığı durumda taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğinin ne olacağı sorusu akla gelir. En güçlü olasılıklar hizmet sözleşmesi ve hasılat kirası sözleşmesidir.

Hizmet Sözleşmesi

Araç sahibinin esnaf ve işletmenin esnaf işletmesi olduğunun tespiti halinde İş Kanunu madde 4/1 maddesinin I bendine bakılacaktır. Eğer esnaf işletmesinde 3 ya da daha az kişi çalışıyor ise Türk Borlar Kanunu madde 393 ve devamında düzenlenmiş olan hizmet sözleşmesi söz konusu olabilir. Bu durumda işçi olan taksi ya da dolmuş şoförü, Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki haklarını talep edebilir. Bu talepler arasında ücret, fazla çalışma ücreti, hafta tatili, iş arama izni, yıllık izin, fesih (ihbar) tazminatı, vb sayılabilir.

Hasılat Kirası Sözleşmesi

Taksici veya dolmuşçu ile araç sahibi arasındaki ilişkinin iş ya da hizmet sözleşmesi olmadığı hallerde, ilişkinin hasılat kirası sözleşmesinden kaynaklanma ihtimali bulunmaktadır. Kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu madde 299 ve devamında düzenlenmiştir. Maddeye göre “Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.“. Aynı Kanun’un ürün kirasını düzenleyen 357’nci maddesi ise “Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.” demektedir.

Madde metinlerinden anlaşılacağı üzere kira sözleşmesinde kiraya veren, bir şeyin kullanılmasını ve bundan yararlanılmasını kiracıya bırakmaktadır. Kiracı da buna karşılık olarak kiraya verene kira bedeli ödemektedir. Hasılat kirası ise hasılat getiren bir taşınır(örneğin taksi ya da dolmuş) ya da taşınmaz mal, ticari işletme ya da hakkın demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiralanmasıdır. Taksi ya da dolmuş şoförlerinin araç sahipleriyle olan hasılat kirası sözleşmelerinde araç işletme ruhsatının devri zorunlu görülmemektedir.

Eğer araç sahibi ile taksici ya da dolmuş şoförü arasındaki ilişki hasılat kira sözleşmesi kapsamında ise olaya İş Kanunu ya da Türk Borçlar Kanunu’ndaki hizmet sözleşmesi hükümleri değil, hasılat kira sözleşmesine dair Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacaktır.

Sık Sorulan Sorular

Taksi şoförünün taksi sahibinden kıdem tazminatı isteyebilmesi için aralarındaki sözleşmenin İş Kanunu kapsamında bir iş sözleşmesi olması gerekir.

Hayır. İş Kanunu, kanun kapsamındaki iş sözleşmeleri için geçerli olup, hasılat kira sözleşmeleri için Türk Borçlar Kanunu hükümleri geçerlidir.

Kaynakça:

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/3561 E., 2018/77 K.
  • Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/17641 E., 2020/6092 K.
  • Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/5559 E., 2025/7557 K.
  • Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2017/8219 E., 2017/3804 K.
Kategori: İş Hukuku
Yazar: Avukat Erdem Akçay