TMK 19 – Yerleşim Yeri Tanımı

Yazılma Tarihi: 2020-06-21
Güncellenme Tarihi: 2020-06-17

Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer olarak TMK 19'da tanımlanmıştır. Madde ayrıca kimlerin kaç yerleşim yerine sahip olabileceklerini de belirlemektedir. Yazıda TMK madde 19 metni, gerekçesi ve ilgili Yargıtay kararlarına yer verilmiştir.

TMK 19 – Yerleşim Yeri Tanımı

TMK 19, hukukta önemli bir yere sahip olan yerleşim yeri kurumunu tanımlamaktadır. Maddeye göre yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalmak niyetiyle oturduğu yerdir. Tanımda dikkat edilmesen gereken unsurlar, sürekli kalmak ve oturmaktır. Bu iki unsurun bulunmadığı yer yerleşim yeri değildir. İkinci fıkrada yerleşim yeri sayısına sınırlama getiren Türk Medeni Kanunu, bir kimsenin aynı anda sadece bir yerleşim yeri olabileceğini, üçüncü fıkra ile ise yerleşim yeri sayısındaki sınırlamanın ticari ve sınai kuruluşlar için uygulanmayacağını, dolayısıyla bu sayılanların birden çok yerleşim yerine sahip olabileceklerini belirlemektedir.

TMK 19

Yerleşim yeri

1. Tanım

Madde 19 – Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.

Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.

Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.

TMK 19 Gerekçesi

Madde 19-Yürürlükteki Kanunun 19 uncu maddesini karşılamaktadır.

Maddede ve konu başlığında kullanılan “İkametgah” terimi yerine günümüz diline de uygun olarak “Yerleşim yeri” terimi kullanılmıştır. Aynı şekilde maddedeki “ticarî ve sınaî müesseseler” deyimi yerine “ticarî ve sınaî kuruluşlar” deyimi kullanılmıştır.

TMK 19 Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2488 E., 2018/1854 K., 6.12.2018 T.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davasına ilişkin bir karar:

“TMK’nın 19. maddesi; “Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz” hükmünü içermektedir.

Bir kişinin bir yere bağlılığını ifade eden yerleşim yerinin belirlenmesinde kişinin yaşamında ağırlık merkezini oluşturan iş ve aile ilişkilerinin toplandığı yerin belirlenmesi önem kazanır. Kişinin sürekli de olsa belirli bir yerde olan her ilişkisini, yerleşim yerine delil olarak kabul etmek doğru olmaz. Açıktır ki, bir yerde bulunmak bu süre neye ulaşırsa ulaşsın o yerin yerleşim yeri olduğunu göstermez. O yerde oturmanın yanında sürekli kalma amacının da eklenmesi ve bunun ispatlanması gerekir ( Oğuzman, K./Seliçi, Ö./ Oktay Özdemir, S: Kişiler Hukuku ( Gerçek ve Tüzel Kişiler ), İstanbul 2018, s. 143-146 ).

Şu hâlde, aksi kanıtlanıncaya kadar merkezi adres kayıt sisteminde kayıtlı olan yerleşim yerine ilişkin beyan geçerlidir.

Dava 13.11.2013 tarihinde açılmış olup, dosya içerisinde bulunan nüfus kaydında davacının yerleşim yerinin davadan önce 11.10.2013 tarihi itibariyle “… Malatya” olduğu, tanık beyanlarına göre de davacının Malatya ilinde doktora yaptığı, ailesinin orada yaşadığı, taraflar arasında ayrılığa sebebiyet veren son olayın 09.11.2013 tarihinde Elazığ’da gerçekleştiği, davacının bu olaydan sonra ortak ikametgâhtan ayrılarak ailesi ile birlikte yaşadığı Malatya iline gittiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının Malatya ilini yerleşim yeri olarak belirlediği, davalının aksini kanıtlayamadığı, davanın yetkili yerde açıldığının kabulü gerekmektedir.”

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/7713 E., 2018/129 K., 9.1.2018 T.

Türk Medeni Kanunu’nun 411. maddesi uyarınca vesayet işlerinde yetkili mahkeme kısıtlının yerleşim yeri mahkemesidir. 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 7/g maddesine göre; kişilerin yerleşim yeri adreslerinin nüfus aile kütüklerinde bulunması zorunludur. Bu kanuna dayanılarak çıkartılan Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin 13/1 maddesinde ise yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişinin yazılı beyanının esas alınacağı hükme bağlanmıştır. Adres beyan formundaki bildirimler aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. 4721 Sayılı Kanun’un 19. maddesinde yerleşim yerinin “bir kimsenin sürekli kalmak niyetiyle oturduğu yer” olduğu açıklanmıştır. Kısıtlanması istenilen hükümlü …’nin dosya içerisine alınan nüfus kaydına göre yerleşim yeri adresi bulunmamaktadır. Kısıtlı adayı/hükümlünün mahkum olduğu … 3. Ağır Ceza Mahkemesin’nin 2013/372 E. Sayılı dosyasına ve ceza infaz kurumuna bildirdiği adresin …/… olduğu görülmekle, hükümlünün bildirdiği adresin son kapı numarası olmaması veya değişmiş olmasının hükümlünün …’da ikamet etmediği anlamına gelmez.O halde, hükümlünün yerleşim yeri … olduğundan mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken, yetkisizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/9-2167 E., 2017/36 K., 18.1.2017 T.

“İş mahkemesinin görevi kapsamında bulunan bir dava, dava tarihinde davalının ikametgâhının bulunduğu veya işçinin işini yaptığı yerdeki iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır.

İş veya toplu iş sözleşmesinin tarafları, davalının yerleşim yeri ve işin yapıldığı yer dışındaki bir mahkemenin yetkili olduğuna dair düzenleme yapmaları, 5521 Sayılı Kanun’un 5. maddesinin emredici nitelikteki son cümlesi gereğince geçersizdir.

İş mahkemesinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davalı tarafça süresinde yetki itirazı yapılmamış olsa bile, mahkeme tarafından bu husus kendiliğinden göz önünde bulundurmalıdır. Bir başka anlatımla hâkim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de resen yetkisizlik kararı verebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı işçinin çalıştığı işyerinin Yalova Tersaneler bölgesinde yer aldığı, adres itibariyle söz konusu işyerinin Kocaeli İş Mahkemesi’nin yargı yetkisinde olduğu, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibariyle Kocaeli İş Mahkemesi’nin yetkili mahkeme olduğu yönündeki direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.”

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2016/23571 E., 2016/19342 k., 14.11.2016

(İşe iade davası ile ilgili bir karardır)

“5521 Sayılı Kanun’un 5. maddesi davacıya seçimlik bir hak vermiştir. Buna göre davacı davasını ister işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede açabilecek isterse dava olunanın (birden fazla dava olunan varsa bunlardan her hangi birisinin) Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde açabilecektir.

Bu kapsamda, davacı seçimlik hakkını kullanarak davalılardan … Genel Müdürlüğünün davanın açıldığı tarihte ikametgâhı sayılan… İş Mahkemesi’nde davasını açmıştır…. İş Mahkemesi davaya bakmaya yetkili olduğundan mahkemece…İş Mahkemesi’nin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.”

Yazar: Avukat Erdem Akçay

Konu Hakkında Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen Dikkat: Form aracılığı ile "TMK 19 – Yerleşim Yeri Tanımı" hakkındaki değerlendirmelerinizi, eklemelerinizi, önerilerinizi ya da yorumlarınızı iletebilirsiniz. Sorularınız için iletişim sayfasını kullanınız.