TMK 24 – İlke (Saldırıya Karşı Kişiliğin Korunması)

Yazılma Tarihi: 2020-06-26
Güncellenme Tarihi: 2020-06-19

TMK 24, kişilik hakkına yöneltilmiş saldırının hangi hallerde hukuka aykırı sayılacağını belirlemiştir. Madde ayrıca, saldırıya uğrayanın hakimden korunma talep edebileceğini ortaya koymaktadır. Yazıda TMK madde 24 gerekçesi ve ilgili Yargıtay kararları bulunmaktadır.

TMK 24 – İlke (Saldırıya Karşı Kişiliğin Korunması)

TMK 24, kişiliğin korunması konu başlığı altında saldırıya karşı kişiliğin korunmasına ilişkin ilkeyi belirlemektedir. TMK madde 24’e göre kişilik hakkına saldırılan kimse hakimden, korunmasını isteyebilecektir. İkinci fıkra ise sınırlamayı belirleyip hukuka aykırılığı tanımlamaktadır. Buna göre kişilik hakkı saldırıya uğrayan kimsenin rızası varsa, saldırıya uğrayan kişilik hakkından daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar söz konusu ise, kanundan kaynaklı bir yetki kullanılmışsa, olaya konu saldırı hukuka aykırı bir saldırı olarak değerlendirilmeyecektir.

TMK 24

II. Saldırıya karşı

1. İlke

Madde 24 – Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.

TMK 24 Gerekçesi

Madde 24- Yürürlükteki Kanunun 24 üncü maddesini karşılamaktadır.

Bu madde ile bir sonraki madde kişilik haklarının “saldırıya karşı” korunmasını düzenlemekte olduğundan, “II.Tecavüz hâlinde” biçimindeki konu başlığı “II.Saldırıya karşı” şeklinde değiştirilmiş ve bu maddenin kenar başlığı “1. İlke”, 25 inci maddenin kenar başlığı ise “l.Davalar” şeklinde kaleme alınmıştır.

Yakın bir tarihte 3444 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme daha anlaşılır biçimde yeniden kaleme alınmıştır.

TMK 24 Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2019/1464 E., 2020/359 K., 4.2.2020 T.

“Resmi nikâh yapılacağı inancı ile tarafların ailelerinin ve yakınlarının katılımı ile gerçekleştirilen düğün töreninden sonra davacının, davalı ile 3 yıl karı koca hayatı yaşaması, resmî nikâh yapılmaması fırsat bilinerek hiçbir yasal hakkı olmaksızın ailesinin evine gönderilmesi veya terke zorlanması, toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre gözetildiğinde, toplumda boşanmış kadın damgasını taşımasına yol açacağından, ortaya çıkan bu olgu davacının kişilik haklarına saldırı oluşturur. Böyle bir durumun varlığı, davacının yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de aleyhine kullanılabileceği kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda akraba olan taraflardan davalının, davacının içine düşeceği bu durumu da gözeterek daha hassas davranması beklenmelidir.

Tüm bu olgular birlikte ele alındığında davacının, davalı tarafından resmî nikâh yapma vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında, fiziksel ve ruhsal olarak zarara uğratıldığı, bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi ve davacının hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski hâline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2017/2222 E., 2019/6148 K., 18.12.2019 T.

“Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/4752 E., 2019/3809 K., 25.4.2019 T.

“Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri, bilinçsizleri ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi ( TMK 24 ), isme saldırı ( TMK 26 ), nişan bozulması ( TMK 121 ), evlenmenin feshi ( TMK 158 ), bedensel zarar ve ölüme neden olma ( BK 47–TBK 56 ) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir ( BK 49- TBK 58 ). Bunlardan TMK’nın 24. maddesiyle BK’nın 49. ( TBK.58 ) maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar ( örneğin; TMK 26, 174, 287 ); bunların dışında BK’nın 49. ( TBK.58 ) maddesi uygulanır.

TMK’nın 24. ve BK’nın 49. ( TBK.58 ) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki yönlüdür.

Somut olayda, kiralananı kanalizasyon suyunun basmasından kaynaklanan manevi zarar istenilmiştir . Bu olay, iç huzuru bozacak nitelikte olgulardan olmadığından ve manevi zararın koşullarını düzenleyen BK’nun 49. ( TBK 58 ) maddesine göre kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığından, bu eyleme dair manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kabulü doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Yazar: Avukat Erdem Akçay

Konu Hakkında Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen Dikkat: Form aracılığı ile "TMK 24 – İlke (Saldırıya Karşı Kişiliğin Korunması)" hakkındaki değerlendirmelerinizi, eklemelerinizi, önerilerinizi ya da yorumlarınızı iletebilirsiniz. Sorularınız için iletişim sayfasını kullanınız.